|
Said Nursi'den Menderes'e mektup
1960 yılında vefat eden Bediüzzaman Said Nursi, vefatına yakın yıllarda yazdığı bir mektupta, zamanın cumhurbaşkanı ve başbakanına bir mektup yazar. Bu mektupta, günümüzün hâlâ halledilmemiş bazı problemlerine reçeteler bulmak mümkündür.
Kategori |
: Gündem |
Yorum Sayysy |
: 0 |
Okunma |
: 255 |
Tarih |
: 26 Mayıs 2009 12:54 |
1960 yılında vefat eden Bediüzzaman Said Nursi, vefatına yakın yıllarda yazdığı bir mektupta, zamanın cumhurbaşkanı ve başbakanına bir mektup yazar. Bu mektupta, günümüzün hâlâ halledilmemiş bazı problemlerine reçeteler bulmak mümkündür. Said Nursi, şunları söylemektedir: "Altmış beş sene evvel Câmi-ül Ezher'e gitmek istiyordum. 'Âlem-i İslâm'ın medresesidir' diye, ben de o mübarek medresede bir ders almaya niyet ettim. Fakat kısmet olmadı. Cenab-ı Hak rahmetiyle bir fikir ruhuma verdi ki: Câmi-ül Ezher Afrika'da umumi bir medrese olduğu gibi; Asya, Afrika'dan ne kadar büyük ise, daha büyük bir dârülfünun, bir İslâm üniversitesi Asya'da lâzımdır. Tâ ki İslâm kavimlerini, meselâ Arabistan, Hindistan, İran, Kafkas, Türkistan, Kürdistan'daki milletleri, menfî ırkçılık ifsad etmesin. Hakikî, müsbet ve kudsî ve umumî hakiki milliyet olan İslâmiyet milliyeti ile Kur'anın bir kanun-u esasîsinin tam inkişafına mazhar olsun. Ve felsefe fenleri ile dini ilimler birbiriyle barışsın ve Avrupa medeniyeti, İslâmiyet hakikatleriyle tam musalaha etsin. Ve Anadolu'daki ehl-i mekteb ve ehl-i medrese birbirine yardımcı olarak ittifak etsin diye doğu illerinin merkezinde hem Hindistan, hem Arabistan, hem İran, hem Kafkas, hem Türkistan'ın ortasında Medreset-üz Zehra manasında, Câmi-ül Ezher üslûbunda bir dârülfünun; hem mekteb, hem medrese olarak bir üniversite için, tam ellibeş senedir Risale-i Nur'un hakikatlerine çalıştığım gibi, ona da çalışmışım. En evvel bunun kıymetini -Allah rahmet etsin- Sultan Reşad takdir edip yalnız binasını yapmak için yirmi bin altun lira verdiği gibi, sonra ben 1. Dünya Savaşındaki esaretimden döndüğüm vakit, Ankara'da mevcud 200 meb'ustan 163 meb'usun imzası ile 150 bin lira, o zaman paranın kıymetli vaktinde, aynı o üniversite için vermeyi kabul ve imza ettiler. Mustafa Kemal de içinde idi. Demek, şimdiki para ile beş milyon liraya yakın bir tahsisat vermekle, tâ o zamanda böyle kıymetdar bir üniversitenin tesisine her şeyden ziyade ehemmiyet verdiler. Hattâ dinde çok lâkayd ve batılılaşmak ve geleneklerden sıyrılmak taraftarı bulunan bir kısım milletvekilleri dahi onu imza ettiler. Yalnız onlardan ikisi dediler ki: "Biz şimdi an'anevî ve dinî ilimlerden ziyade batılılaşmaya ve medeniyete muhtacız." Ben de cevaben dedim: "Siz, farz-ı muhal olarak, hiçbir cihette ihtiyaç olmasa da ekser peygamberlerin Asya'da, Doğuda çıkması ve ekser feylesofların Batıda gelmelerinin delaletiyle; Asya'yı gerçek anlamda ilerletecek, fen ve felsefenin tesirlerinden ziyade din hissi olduğu halde, bu fıtrî kanunu nazara almayarak batılılaşmak namıyla İslâmi gelenekleri bıraksanız ve dine dayanmayan bir esas yapsanız dahi, dört-beş büyük milletlerin merkezinde olan doğu illerinde millet, vatan selâmeti için dine, İslâmiyet'in hakikatlarına kat'iyyen taraftar olmak, size lâzım ve elzemdir. Binler misallerinden bir küçük misal size söyleyeceğim: Ben Van'da iken, hamiyetli Kürd bir talebeme dedim ki: "Türkler İslâmiyete çok hizmet etmişler. Sen onlara ne niyetle bakıyorsun?" Dedi: "Ben Müslüman bir Türk'ü, fâsık bir kardeşime tercih ediyorum. Belki babamdan ziyade ona alâkadarım. Çünki tam imana hizmet ediyorlar." Bir zaman geçti o talebem, ben esarette iken, İstanbul'da mektebe girmiş. Esaretten geldikten sonra gördüm. Bazı ırkçı öğretmenlerden aldığı aks-ül amel ile, o da Kürdçülük damarı ile başka bir mesleğe girmiş. Bana dedi: "Ben şimdi gayet fâsık, hattâ dinsiz de olsa bir Kürd'ü, sâlih bir Türk'e tercih ediyorum." Sonra ben onu birkaç sohbette kurtardım. Tam kanaatı geldi ki: Türkler, bu İslâm milletinin kahraman bir ordusudur. Ey sual soran milletvekilleri! Şarkta beş milyona yakın Kürd var. Yüz milyona yakın İranlı ve Hindliler var. Yetmiş milyon Arab var. Kırk milyon Kafkas var. Acaba birbirine komşu, kardeş ve birbirine muhtaç olan bu kardeşlere, bu talebenin Van'daki medreseden aldığı dinî ders mi daha lâzım? Veyahut o milletleri karıştıracak ve ırkdaşlarından başka düşünmeyen ve İslâm kardeşliğini tanımayan sırf felsefi ilimleri okumak ve İslâmî ilimleri nazara almamak olan o merhum talebenin ikinci hali mi daha iyidir? Sizden soruyorum!? İşte bu cevabımdan sonra, an'ane aleyhinde ve her cihetle batılılaşmak fikrini taşıyanlar, kalktılar imza ettiler. İsimlerini söylemeyeceğim, Allah kusurlarını afvetsin, şimdi vefat etmişler'" (Emirdağ Lahikası II, s. 224-225) Üç Düşman 'Bizim düşmanımız cehalet, zarûret ve ihtilaftır. Bu üç düşmana karşı san'at, mârifet, ittifak silâhıyla cihad edeceğiz!' 'Düşman" denildiğinde daha çok dış düşmanlar akla gelir. "Cihad" denildiğinde ise genelde dış düşmanlara karşı savaş hatırlanır. Bediüzzaman Said Nursi, şu ifadesinde aynı kavramlara farklı açıdan yaklaşır: 'Bizim düşmanımız cehalet, zarûret ve ihtilaftır. Bu üç düşmana karşı san'at, mârifet, ittifak silâhıyla cihad edeceğiz!' (Tarihçe-i Hayat, s. 64) Cehalet, bilgisizlik; zaruret, fakirlik; ihtilaf ise ayrılıktır. Cehaletin ilacı marifet, zaruretin ilacı sanat, ihtilafın ilacı ittifaktır. Cehaletten kurtulup "bilgi toplumu" olma yolunda gayret sarfetmek, ekonomik yönden güçlü olma uğraşısı vermek ve toplumdaki ayrılık pürüzlerini giderme mücadelesi yapmak mukaddes bir cihaddır. Hiçbir İslâm toplumu, böyle bir cihaddan müstağni olamaz. Zira bu düşmanlar, hemen her devrin ve her toplumun ortak düşmanıdırlar. Kardeşlik Çağrısı Hepimiz insanız Küçüklüğümüzde dillerde dolaşan şöyle bir şarkı vardı: "Bütün dünya buna inansa, Bir inansa, Hayat bayram olsa. İnsanlar el ele tutuşsa, Birlik olsa, Uzansak sonsuza'" Bütün dünya insanlarının el ele tutuşmalarını, bir ve beraber olup huzur içinde yaşamalarını istemek, şüphesiz güzel bir temennidir, ama böyle bir ideal bugüne kadar tarihin hiçbir devrinde gerçekleşmemiştir. Ülkemiz dâhilinde bunu istemek ise bir ütopya olarak görülmemelidir, tarihimiz bunun en güzel örnekleriyle doludur. 600 yıldan fazla devam eden Osmanlı Devletinde, değil sadece aynı dine mensup İslam milletleri, gayr-i müslim azınlıklar da huzur ve barış içinde yaşamışlardır.
Sonuç Hep birlikte daha mutlu ve daha huzurlu yarınlara... On yıl devam eden Irak - İran savaşıyla alakalı şöyle bir yorum dinlemiştim: "Irak ve İran savaştı, bir milyon kişi hayatını kaybetti, her iki devlet de aynı sınırlarında kaldı, hiç biri bir şey kazanmadı. Bu savaşı, silah satan ülkeler kazandı!" Son otuz yılda terör yüzünden onbinlerce insanımız hayatını kaybetti. 2007 sonlarında yapılan bir açıklamada, ülkemiz dâhilinde meydana gelen terörün 23 yıllık faturasının 300 milyar dolar civarında olduğu belirtildi. Bu korkunç meblağ, terörün kimlere yaradığını açıkça göstermektedir. Bazı güçler, güçlü bir Türkiye istememektedirler. Bunun da yolu, bir takım olaylarla milletimizin oyalanmasından geçmektedir. İstiklal şairimiz merhum Mehmet Akif Ersoy şöyle der: "Sen! Ben! desin efrad, aradan vahdeti kaldır, Milletler için işte kıyâmet o zamandır." Osmanlı Devleti, bünyesinde pek çok milletleri barındırmıştı. Bu milletler aynı devlet çatısı altında asırlarca kardeş olarak yaşadı. Osmanlının torunları olarak bizlere düşen görev, birlikte yaşamanın en güzel örneklerini verebilmektir. Dinimiz bunu emreder, tarihimiz bunu gösterir, kültürel alt yapımız buna müsaittir. İçinde bulunduğumuz şartlar da birlik ve beraberlikten başka tercih hakkımız olmadığına işaret eder. İnanıyoruz ki, bu cennet vatanın insanları basiretli davranacak, kaos ve kargaşa yerine huzur ve refahı seçeceklerdir. Ülkemiz, yeni bir diriliş heyecanı yaşamaktadır. Tarihe yön veren bir milletin, bir kaç asırdır "gelişmekte olan ülkeler" arasında sayılması, hamiyet ve gayret sahibi insanlarımızı derinden üzmektedir. Şimdi maddi ve manevi kalkınma zamanıdır. Yeniden, tüm dünyaya gerçek medeniyetin nasıl olacağını gösterme zamanıdır. Allah, yar ve yardımcımız olsun. |
| |
| Facebook'ta Paylas |
Gündem |
En Çok Okunan Haberler |
| |
|
 |
|
 |
Tufan TÜRENÇ |
|
 |
Mehmet ÖZTÜRK |
|
 |
Ali CEYLAN |
|
 |
Tan ARSLAN |
|
 |
Sertan KUZU |
Son Dakika Haberleri
|