
ALTIN SABAN, BOYUNDURUK VE KARADENİZ EREĞLİ
01 Subat 2013 09:36:22
Efsaneler, milletlerin tarihsel belleğindeki tortuları oluşturur. Bu tortular, millî hayal gücümüzün deposundaki ürünler olarak karşımıza çıkar. Kültürümüzün grameri ve mantığını oluşturucu bir işlevleri de vardır. Efsanelerin söylem stratejileri geçmişin zaman içinden geçerek günümüze ulaşan ve yaşayan hatıralarına yöneliktir. Efsaneleri kör önyargılar olarak görmek yanlıştır. Onlar bir geleneğin canlı örnekleridir. Bunun izlerini Karadeniz Ereğli'de de görmek mümkündür. Karadeniz Ereğli-Devrek yolu üzerinde Keçhisar, Keşişhisar, Keşifhisar adlı ırmak kenarında bir yükselti vardır. Keçhisar veya Keşifhisar değil, Keşişhisar olması gerekir. Keşiş Türkçe sözlükte Hristiyanlarda manastırda yaşayan hiç evlenmemiş papaza veya rahibe denmektedir. Dolayısıyla buradaki hisarın içinde bir manastırın olduğuna gönderme yapmaktadır. Hisar sözcüğü ise bir şehrin veya önemli bir yerin korunması için taştan yapılmış, yüksek duvarlı ve kuleli, çevresinde hendekler bulunan küçük kale anlamındadır. Keşişhisar adı da buradaki manastıra ve küçük kaleye işaret etmektedir. 1970'li yıllarda Karadeniz Ereğli'nin Subaşı mevkiinde kurulan hayvan pazarına geldiğimde, kahvede çay içerken yaşlı bir amca yanıma geldi. Şuradan, buradan konuşurken define meraklısı olduğunu anladım. Bana Keşişhisarla ilgili olarak "Orada altın saban ve boyunduruk" bulunduğunu söyledi. Hikâye bana hiç de mantıklı gelmemişti. Sorunun hiç de onun anlattığı gibi olamayacağını düşünmüştüm. Altın saban ve boyundurukla ilgili o zamana kadar bildiğim tek şey Büyük İskender'in Eskişehir Gordiyon'daki Frig kralının yaptırdığı altın saban ve boyunduruğu kılıçla parçalamasıydı.

Herodot'un anlattığı bu efsane İskitlerin tarihten silindikleri zamandan beri geçmişin belleğinde izleri hâlen belirli olan bir efsanedir. Aynı kitabın 46. sayfasında da Strabon'un Homores çağını anlatırken "Kimmerlerin Frigya'ya saldırılarından bahsetmektedir. Karadeniz'in kuzeyi dönemin buğday üretim merkeziydi. Güneyinde de çiftçilik yapılmaktaydı. Kitapta yer alan "İskit krallarından Kanytus ve Skylurus adına bastırılan sikkelerde, bir yiyecek arabası ve buğday ticaretinin diğer sembolleri kazınmıştı" cümlesinde, İskitlerin buğday ürettikleri ve bu ticaretten zengin oldukları anlaşılmakta; kitabın 77. sayfasında ise "Arabası ve öküzü dahi olmayanlardan" söz edilerek onların köle olduğuna vurgu yapılmaktadır. İskitlerin ağaç saban kullandıkları da kitabın 94. sayfasında yer almaktadır. Aynı sayfada Herodot "Çiftçi İskit kabilelerinin buğday, arpa, mısır, bakla, nohut, mercimek, karapazı, bamya, çavdar, soğan ve sarımsak yetiştirdiklerini" kaydetmektedir. Dolayısıyla İskitlerin çiftçiliği bildikleri, bu ifadelerden anlaşılmakta; efsanelerindeki altın saban ve boyunduruk imgesi tarih öncesi zamanlara gönderme yapmaktadır. İskitlerin metalleri eriterek onlardan dövme el aletleri yapmaları, altın işçiliğini bilmeleri, İskitlerin altın saban ve boyunduruğu sitilize edebileceklerinin göstergesi olarak ele alındığında, Keşişhisar denilen yerde bir efsanenin canlılığını koruyarak günümüze kadar geldiği düşünülebilir.
hakkında Arrianos şu bilgiyi verir: İskender Gordion'a vardı. Orada Gordios ile oğlu Midas'ın sarayı bulunan hisara giderek Gordios'un arabasını ve arabanın boyunduruğundaki kayışları görmek arzusuna düştü. Gordios, İskender'in kılıçla çözdüğü kör düğümü çok eski bir çağda bağlamış olan kral Midas'ın yoksul, köylü babasıdır.....Bundan başka bu araba için başka bir efsane daha vardı: Arabanın boyunduruğundaki kayışı çözen kimse, Asya'ya hâkim olacaktı. Bu kayış kızılcık ağacının (kiren) iç kabuğundan yapılmıştı, ne başı ne de sonu gözüküyordu. İskender kayışı çözmek imkânını göremeyince -halk kalabalığının aleyhine bir fikre sapmaması için, çözmeden bırakmayı istemediğinden-bazılarının dediğine göre kayışı kılıçlamış, böylece onun artık çözülmüş olduğunu ilân etmiş.
İskit efsanesinde üçüncü çocuğun kral olması olgusu, Karadeniz Ereğli köylerinde anlatılan halk masallarında da bulunmaktadır. Birinci ve ikinci çocukların hatalarını düzeltmek üçüncü çocuğa kalmaktadır. Bu açıdan bakıldığında Keşişhisar'daki altın saban ve boyunduruk efsanesi Frigya kökenli olmaktan çok İskit efsanesinin toplumsal bellekte daha etkin olduğunun da göstergesi olarak düşünülebilir. Ayrıca altın saban ve boyunduruk efsanesi çiftçiliğe; dolayısıyla boğa ve öküze de gönderme yapmaktadır. Çünkü çiftçilik Anadolu'da öküzle yapılmaktadır. Sabanı boyunduruk vasıtasıyla çeken öküzdür. Öküz, boğanın iğdiş edilmişidir. Mircea Eliade, "Zalmoksis'ten Cengiz Han'a" adlı, Kabalcı yayınlarından 2006'da basılmış kitabında, 190. sayfasında boğa ile ilgili olarak şu bilgiyi vermektedir: Gerek vahşi gerekse evcil boğaya hem kahramanlık hem de bereket bağlamlarında rastlanır. Boğa güreşi kahramanca bir erginleme sınavını temsil eder, ama boğa kurban edilmesi kozmogoniyle ilgili anlamlar da taşır. Hem fırtına tanrıları hem de kahramanlar boğaya benzetilmiştir. Rahmetli babaannem gök gürlediği zaman "Gökteki boğalar güreşiyor" demişti. Boğanın bu tür yorumu İskit kozmogonisini hatırlatmaktadır.











